2010 Pembeleri ve Bir Şehir Bahçesine Doğru

Bu aşamaya gelebilmek oldukça zor oldu. Fideler ilk haftalarında birdenbire hastalandılar. Havanın açık ve güneşli olmasına aldandım ve fideleri daha çok güneş alsın diye dışarı çıkardım. Fidelerin daha sağlıklı büyüyeceklerini düşünmüştüm. Oysa tam tersi oldu. Hastalandılar. Kurtarmaya çalışmak gerilimliydi. Gitti gözüyle bakmaya başlamıştım ki Pembe Domates Ağı'nda (PDA) önerilen "süt kürünü" uyguladım (http://www.pembedomates.org/DOSYALAR/PDA_REHBER_II_V1_.pdf). Gerçektende mucizevî bir etki yaptı. Bir diğer uygulamam da ısırgan otu şırası oldu. Bir kaç kez sulandırılmış şıradan da verdim domates ve diğer sebze fidelerine. Hiç bir şeyde aşırıya kaçmamak gerekiyor. İlginç kırılgan bir denge var bitkilerde ve tabii ki genel olarak bütün canlılarda. Sadece gerekeni yapmamız yetiyor. Doğa gerisini yapıyor.

Örneğin sulama çok önemli. Ya da buna sulama dengesi denilebilir. Yeni denemelerini yapacak domates yetiştiricilerinin yaptığı en büyük hatanın gereğinden fazla sulama olduğunu düşünüyorum. Benim yukarıdaki “süt kürü” ve “ısırgan otu şırası” uygulamalarımı bitkinin su ihtiyacına göre yaptığımı söylemem gerekir. Acele etmemeye, aşırıya kaçmamaya ve sabırla bekleyip gözlemlemeye çalıştım gelişmeleri. Gözlem demişken fidelerin sürekli orasını burasını didiklemeyi kastetmediğimi söylemeliyim. Bu süreç çok heyecanlı ilerledi. Öyle ki günlük tutup, notlar alıp da bloga aktarmak çok sıkıcı geldi. Bu sebeple bu notları bir yıl sonra alıyorsunuz.
Sulama konusunda, edindiğim bilgiler doğrultusunda, yaptığım iki önemli gözlem yaprakların durumu ve gövdenin renginde olmuştur. Domates fidelerinin yaprakları biraz cansızlaşmadan ve gözdelerindeki yeşil rengin tonu koyulaşmaya ve hatta morarmaya başlamadan su vermemeye çalıştım. Sanırım fidenin özellikle alt gövdesindeki koyuluğun tam olarak kaybolmaması gerekiyor. Çok sulamayla fide şımartıldığında gövdenin rengi daha da açılıyor ve asıl yerlerine aşırtıldıktan sonra da bitkinin bu alışkanlığını devam ettirmeye eğilimli olduğunu düşünüyorum. Bunun sonucu olarak bitki boya gidiyor ama çiçek vermiyor. Çiçek veresede dayanıksız çiçekler rüzgar gibi doğal şartlara dayanamayıp dökülüyorlar. Bunlar tabii hissettiğim şeyler. 2011 sezonunda gözlemlerimi pekiştirmeyi umuyorum.


Benim için deneyimlerimden aktarabileceğim önemli noktalar var. Bunlardan birisi fideleri ne zaman toprağa kavuşturacağımız. Bir sonraki aşama diyebileceğim ve uyguladığım boru ile boğazlama tekniğini düşünmüş olmama rağmen rüzgâr, salyangoz ve sümüklü böcek gibi etkenleri hesaba katmamıştım. Gözlemledim ki, İstanbul'da Mayıs ve hatta Haziran ayı fideler için riskli olamaya devam ediyor. Sümüklü böcek ve salyangozlar yağışları da fırsat bilerek Mayıs'ın sonuna kadar ortalarda geziniyor ve açıktaki fideleri telef etmeye devam ediyorlar. Rüzgâr ise Haziran ayının sonuna kadar bütün şiddetiyle esmeyi sürdürüyor. Aslında bütün yaz boyunca İstanbul’un lodosu, poyrazı eksik olmadı. Bana epey zorluk çıkardılar. Yaklaşık 30cm yüksekliğindeki borularla uyguladığım boğazlama sistemi bu iki doğal afete karşı epey işe yaradı. Hem sürüngenlerin kolayca fidelere tırmanmalarını engelledi, hem de gövdelerini rüzgârdan korudular. 





















Pepino


Toplamda yaklaşık 10kg ürün aldım.