19 Şubat 2011 Cumartesi

yoksa bir olmak?

Şimdi oturduğum Acıbadem'deki evime taşınmadan önceydi, sanırım 2008 yılında. Bir sabah Üsküdar'daki evimde uyandım, hala yatakta uzanıyorum. Yatdığım yerden bahceyi ve pencerenin önünde hafif hafif salınan asma yapraklarını seyrediyorum. Şimdiye kadar hiç yaprak olmamıştım!? Yaprakda ben olmamıştı!? Anlatılabilecek gibi değil. Belki de hata olur. Büyük bir huzur, mutluluk... 

Sonrasında Üsküdar sokaklarındayım. Otobüs şöförüyle bir tartışma, dolmuş şöförüne içten içten öfkelenmeler... Bir kadına yol veriyorum ne bir teşekkür ne bir gülümseme. Bakkal bana alacaklıymışım gibi davranıyor. Kaldırım yok! Yolda yürümek mümkün değil. Bir kargaşa... Bir keşmekeş...! İnsan hayatında bu kargaşadan kurtulup, uzaklaşabileceği ve huzur bulabileceği birşeyler olmalı. Bir tohum ekip canlanmasını, gelişip büyümesini görmek harika bir duygu. Ben kendimi mutlu bir insan olarak görüyorum. İstanbul'un ortasında şehir bahçeciliği yapıyor olmak, pembe domates ve salatalık yetiştirebilmenin zevkini yaşamak bile mucizevi birşey.

 
Penbe domates fideleri
Goji berry, 2010
Yıl sonuna kadar boyları bir metreye yaklaşsada salyangozlar onu çok sevdi. Yaprak bırakmadılar narin dallarında. Umarım bu bahar (2011) kendilerini toparlarlar.
Patates yetiştirme denemesi.

2010 yılı patates denemesi çok başarısızdı. Bu güzel yapraklara rağmen bir patates bile alamadım. Yılmadım ama enerjimi başka sebzelere harcayacağım. Geçen sene çok şey yetiştirmeye çalıştım ve bu sebeple çok yorucuydu. 2011'de daha küçük ölçekde bir kaç çeşite odaklanacağım.